bolu satılık daire ve mahşer bilgileri45

 bolu satılık daire


bolu satılık daire ve mahşer bilgileri45 sizler icin bugün elimizden gelen gayreti gösteren bolu satılık daire diyorki susuzluğu hiç dinmiyor gibiydi. Kara Adam’ın hayali, sinekler gibi cinde belirip kayboluyordu. Alacakaranlıkta yığılıp kaldığı sırada Kj Adam’ın bahsettiği batıdaki şehrin Cibola olduğuna inanmaya başlanu^ij Yedinin-Biri, vaat edilmiş şehir.
O gece Kara Adam tekrar rüyastna girmiş ve bu düşüncesini alayc, bir gülümsemeyle onaylamıştı.
Çöpçü Adam bu rüyayla karışık anılardan dondurucu çöl soğuğu^ uyandı. Çöl ya yakar ya dondururdu, arası yoktu.
Hafifçe inleyerek ayağa kalktı. Tepesinde milyarlarca yıldız dokunabileceği kadar yakın görünüyor, çölü o soğuk cadı ışıklarıyla yıkıyordu. Kolundaki acı ve muhtelif yerlerindeki ağrılar yüzünden yüzünü bu ruşturarak yola çıktı. Artık bunlara pek aldırmıyordu. Şehre bakarakbi süreliğine durdu. Etrafta elektrikli kamp ateşleriymiş gibi parlayanı§ıkk vılcımları vardı. Sonra yürümeye başladı.
Birkaç saat sonra güneş ışıklan etrafı aydınlatmaya başladıgıt CiboJa ona tıpkı önceki gün son baktığında gördüğü mesafedeymiş] geldi. Görüş mesafesinin aldatıcı olduğunu unutup aptal gibi bütün sı nu içip bitirmişti. Gündoğumundan sonra yürümeyi göze alamazdı, deni kurur, susuzluktan ölürdü. Güneş tam tepeye çıkmadan öncele uzanmalıydı.
Şafağın sökmesinden bir saat sonra yol kenarında terk edilm' Mercedes gördü. Kapılarının alt kısmına dek kuma gömülmüştü. Sc kapılardan birini açarak içindeki maymuna benzeyen iki buruşuk yo çıkardı. Bir sürü mücevher takmış yaşlı bir kadın ve bembeyaz saçlı
Mahşer
,ıfl)iradamdı. Çöpçü kendi kendine mırıldanarak anahtarları aldı ve arka (jraladolaşarak bagajı açtı. Bavullar kilitli değildi. İçindeki giysileri çıka-earak Mercedes’in camlarına astı ve uçmamaları için üzerlerine taşlar yerleştirdi. Artık serin, kuytu bir ini vardı.
İçine kıvrıldı ve uykuya daldı. Batıda, kilometrelerce uzaktaki Las yegas kızgın yaz güneşi altında parlıyordu.
Araba kullanamıyordu, hapiste bunu öğretmemişlerdi, ama bisiklete binebiliyordu. Çöpçü Adam, 4 Temmuz’da, Larry Undervvo.od’un Rita Blakemoore’un uykusunda aşırı dozdan öldüğünü keşfettiği gün on vitesli bir bisiklet bulup yola koyulmuştu. İlerleyişi önce yavaştı, çünkü sol kolunun pek yardımı olmuyordu. İlk gün iki kez düşmüştü. Bir keresinde tam yanık kolunun üstüne düşmüş, korkunç bir acı hissetmişti. O sırada vazelinin altından irin sızıyordu ve koku iğrenç görünüyordu. Aklına ara sıra Icangren fikri geliyor ama bu düşünceyi hemen uzaklaştırıyordu. Vazelini bir antiseptik merhemle karıştırıp sürmeye başlamıştı. Faydası olup olmayacağından emin değildi, ama nasılsa kaybedecek bir şeyi yoktu. Meniye benzer, sütümsü, yapışkan bir karışımdı.
Zamanla bisikleti tek elle bir arazide sürmesini öğrenmiş ve küçümsenmeyecek bir hızla ilerlediğini fark etmişti. Yolun geçtiği arazi dümdüz ilerliyor, bazen gidonu tutmasına bile gerek kalmıyordu. Mütemadiyen morfinin etkisinde olduğu için başı dönmesine rağmen hız kesmeden ilerlemeyi sürdürmüştü. Litrelerce su içiyor, büyük bir iştahla yiyordu. Kafasının içinde hep Kara Adam’m sözleri vardı: Seni topçuların başı yapaca-ğını Aradığım adam sensin. Ne harika sözlerdi, daha önce onu isteyen olmuş muydu hiç? Kızgın orta batı güneşi altında pedal çevirirken bu sözler zihninde kesintisizce yankı yapıyordu. “Down to the Nightclub”ın melodisini mırıldanmaya başlamıştı. Sözleri (“Ci-a-bola! Bampti-bampti-bamp!”) zamanla öğrenmişti. O sırada henüz deliliği tam ilerlememiş, ama o yönde epey yol kat etmişti.
Çöpçü Adam; Nick Andros ve Tom Cullen’ın Kansas’taki Comanche kasabasında yaban öküzlerini gördükleri 8 Temmuz gününde dörtlü şehirler Davenport, Rock Island, Bettendorf ve Moline’de Mississippi’yi geçişti. Artık lovva’daydı.
Nebreska’ya ayın on dördünde, Larry unoerv/ood’un New shire’daki büyük beyaz evin yakınında uyandığı gün girmişti. Soiı.
birazcık kullanmaya başlamış, bacakları güçlenmişti. İçinde şicldejı'^"’' acele etme hissiyle pedal çevirmeye devam etmişti.
Missouri’nin batısmdayken Tanrı’mn Çöpçü Adam ile kaderi girebileceğinden ilk kez şüphelenmişti. Nebraska’da bir tuhaflık vard,'^.^ şey çok yanlıştı. Onu korkutan bir şey. Iowa gibi görünüyordu... an,j^'' ğildi. Kara Adam önceki geceye kadar her gün rüyalarına girmiş, Çöpçü Nebraska’ya girdikten sonra gelmez olmuştu.
Onun yerine rüyalarında yaşlı bir kadını görmeye başlamıştı, rüyalarda kendini bel hizasına dek yükselen mısır tarlasında, nefretvj korkuyla neredeyse felç olmuş halde buluyordu. Aydınlık bir sabahtı Karga sürülerinin sesleri duyuluyordu. Önünde geniş, kılıca benzermiş,, yapraklarından bir paravan vardı. İstemeyerek kendine hâkim olamadar, titreyen ellerle yaprakları aralayıp bakmıştı. Bir açıklığa inşaedilmişes ki bir ev görmüştü. Ev, bloklar veya kazıklar üzerindeydi. Bahçesinde!; elma ağacının bir dalından lastikten bozma bir salıncak sarkıyordu. Vs •andada ihtiyar bir kadın sallanan sandalyesinde oturuyor, gitar çalıp e :ilerden kalma bir ilahi söylüyordu. Her rüyada farklı bir ilahi söylüys u. Çöpçü çoğunu biliyordu, çünkü bir zamanlar ev işleri yaparken a; ahileri söyleyen, Donald Mervvin Elbert adında bir çocuğun annesi o r kadın tanıyordu.
Bu bir kâbustu ve bunun tek sebebi korkunç bir şekilde sona en ğildi. İlk bakışta rüyada korkulacak hiçbir şey olmadığı düşünülebil sırlar? Mavi gökyüzü? İhtiyar kadın? Lastik salıncak? Bunların kutucu olabilirdi? Yaşlı kadınlar taş fırlatıp alay etmezdi, özellik That Great Getting-Up Morning” ve “Bye-and-Bye, SweetLord, -Bye” gibi ilahiler söyleyen yaşlı kadınlar. Taş atıp alay edenler ın Carley Yates’leriydi.
Ama rüya sona ermeden önce, bakmakta olduğu yaşlı bir kadir pzli, zorlukla seçilebilen, her an Gary’de yanan petrol tanklarıı a sönen mum alevlerine çevirecek şiddette parlayıp kadının e
ah lütfen beni Nebraska’dan uzaklaştır, oluyordu.
Kadının çaldığı şarkı ahenksiz bir sesle aniden kesiliyordu. Kadın jjoğruca, yapraklan azıcık aralayarak gözetlediği noktaya bakıyordu. Yü-kırışıklıklarla doluydu, saçları neredeyse kahverengi kafa derisi görü-Ijj-ek kadar seyrelmişti, ama o korktuğu ışıkla dolu olan gözleri elmaslar gibi parlıyordu.
Yaşlı, çatlak ama gür bir sesle bağırıyordu; Mısırlar arasında sanırlar var! Çöpçü kendisinde bir değişim hissederek aşağı bakıyor, bir sansara, kahverengi-siyah tüyleri olan bir yaratığa dönüşmüş olduğunu görüyordu. Burnu uzayıp sivriliyor, gözleri eriyip boncuklara dönüyor, parmakları pençeleşiyordu. Bir sansar, kendinden küçük ve âcizlerle beslenen korkak bir gece yaratığıydı.
0 an çığlık atmaya başlıyor, sonunda gözleri faltaşı gibi büyümüş, ter içinde kalmış halde kendi çığlıklarıyla uyanıyordu. Elleri bütün uzuvlarının yerli yerinde olduğunu kontrol etmek için telaşla vücudunu yokluyordu. Son olarak da tüylü, mermi biçiminde, sivri bir hayvan değil, insan kafası olduğundan emin olmak için başını iki eliyle kavrıyor, her yerine dokunuyordu.
Nebraska’nın diğer ucuna kadar olan altı yüz elli kilometrelik mesafeyi üç günde geçmişti. Dehşet içinde kaçıyordu. Julesburg yakınlarında Colorado’ya girmiş ve rüya giderek silikleşip solmaya başlamıştı.
(Abagail Ana ise 15 Temmuz gecesi. Çöpçü Adam, Hemisford Home’un kuzeyinden geçtiği sırada içinde acımayla karışık korku hissederek korkunç bir ürpertiyle uyanmıştı; kime veya neye acıdığım bilmiyordu. Rüyasında henüz altı yaşındayken bir av kazasında ölen torunu An-ders’ı görüyor olabileceğini düşünmüştü.)
Çöpçü Adam, 18 Temmuz’da, Colorado, Sterling’in güneybatısında Brush’a kilometreler kala Ufaklık ile karşılaşmıştı.
Çöpçü tam alacakaranlık çökerken uyandı. Mercedes’in içi, camla giysileriyle kapatmasına rağmen ısınmıştı. Boğazı, kuru bir kuyunun zn paralanmış duvarı gibiydi. Şakakları zonkluyordu. Dilini çıkarıp parm ucuylaifnm hir dal parçasını anımsatıyordu. Doğrulup otur
elini Mercedes’in direksiyonuna koydu ve o kadar ısınmıştı ki
çekti. Dışarı çıkabilmek için kapının koluna gömleğini sardı. dışarı çıkmak istedi, ama bacakları bükülüverdi ve kendini alacaka”'% rağmen sıcaktan asfaltı erimiş yolda yatarken buldu. Sakat bir ıstako]"’^ sürüifiüp inleyerek kendini Mercedes’in gölgesine attı. Başı ve kolla külmüş dizlerinin arasından sarkar halde bir süre orada soluk soluğa ^ du. Arabanın içinden çekip çıkardığı iki cesede korkuyla baktı.
derisi buruşmuş kollarında bilezikler, adamın mumyalaşmış maya,
benzçr yüzünün çevresindeyse kar gibi bembeyaz saçlar vardı.
Cibola’ya sabah gün doğmadan önce varmalıydı. Daha önceuij mazsa ölecekti... hem de hedefi görüş alanındayken! Kara Adam şüp^ bu kadar zalim olamazdı!
“Sana canım feda,” diye fısıldadı Çöpçü Adam ve ardından güne^ dağların ardında gözden kayboldu. Ayağa kalkarak Cibola’nın kulelerine minarelerine ve ışıkları yanmaya başlayan caddelerine doğru yürümeye başladı.
Saatler ilerledikçe kavurucu sıcaklık yerini çöl gecesinin gano excel kahve kullananlar serinliğine bırakınca daha kolay yürümeye başladı. Tabanları açılmış, iplerle b^lı duran ayakkabıları I-15’in yüzeyine pat pat vuruyordu. Başı, solmuşbiı ayçiçeği gibi önüne düşmüştü. Yanından geçtiği, üzerinde LAS VEGASÎÖ yazan parlak yeşil tabelayı görmedi.
Ufaklıklı düşünüyordu. Aslında Ufaklık şimdi onunla olmalıydı, Ufaklık’ın üstü açık arabasıyla çölde, Cibola’ya doğru ilerliyor olmalıydılar. Ama Ufaklık bunu hak etmemiş. Çöpçü tek başına yabancı yerlere gönderilmişti.
Asfaltın üzerinde sarsak adımlarla ilerliyordu. “Ci-a-bola!” dedi çal lak sesle. “Bampti-bampti-bamp!”
Gece yansı yol kenarına yığılıp huzursuz bir uykuya daldı. Şehira tık çok daha yakındı.
Varacaktı.
Bundan oldukça emindi.
Ufaklık’ı görmeden çok önce duymuştu. Susturucusuz egzozunçatıı cükreyişi doğudan gök gürültüsü gibi yaklaşıyor, güne damgasını vuru; ^ nden, 34. Karayolu’ndan geliyordu. İlk dü^
Mahşer
,|Ü Gary'tien sonra yabancılara her rastlayışında yaptığı gibi saklanmak lıİıiştu- Ama bu kez bir şey, olduğu yerde kalmasını ve bisikletinin iizerin-^yaldarı yerde, omzundan geriye bakarak beklemesini sağlamıştı.
Gök gürültüsünün şiddeti giderek artmış, ardından güneşin ışığını ,jj^sıian krom aksam ve parlak turuncu bir şey ^ (??ATEŞ??)
görülmüştü.
Aracın sürücüsü onu görmüş, makineli tüfeğe benzer sesler çıkaracak vites küçültmüştü. Goodyear lastikler asfalt üzerinde kara izler bırak-pıiştı. Hemen ardından araba yanında durmuştu. Motoru sakin sakin mırıldanmıyor, evcilleştirilip evcilleştirilemeyeceği meçhul, ölümcül bir hayvan gibi soluyordu. Sürücü içinden çıkmış, ama Çöpçü’nün gözleri önce arabadan başka bir şey görmemişti. Ehliyeti olmamasına rağmen arabalârV sever, tanırdı. Bu araba bir güzellik abidesiydi. Birinin üzerinde yıllarca çalıştığı, uğruna binlerce dolar akıttığı belliydi. Sadece ilginç arabaların sergilendiği fuarlarda görülebilecek, tutkuyla yaratılmış bir eserdi.bolu satılık daire sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder