bolu satılık daire ve mahşer bilgileri33

 bolu satılık daire


bolu satılık daire ve mahşer bilgileri33 sizlere en güzel yazılarımızı yazan bolu satılık daire diyorki Evet,” dedi Stu. “Bence oydu. Ve bu yaza kadar başıma gelen en tüneyin bu olduğunu düşünüyordum. Meğer yanılıyormuşum.”“Ve bunu kimseye anlatmadın,” dedi Fran şaşkınca. “Jim Morrison’ı lünden yıllar sonra gördün ve kimseye söylemedin. Stuart Redman,
■1 seni dünyaya gönderirken ağız yerine şifreli bir kilit koymalıymış.”
Stu gülümsedi. “Eh, kitaplarda dendiği gibi seneler geldi geçti ve ne an o geceyi düşünsem o olmadığından daha çok emin oluyordum. Sa-! ona benzeyen biriydi. Artık bu meseleyi kafamda bitirmiştim. Ama birkaç haftadır yine aklımı kurcalamaya başladı. Ve bu kez de lüğümün o olduğunu düşünmeye başladım. Hatta belki şimdi bile ıttadır. Ne komik olurdu, değil mi?”
“Yaşıyorsa bile burada değil,” dedi Fran.
“Burada olmasını ummazdım zaten. Zira gözlerini gördüm.”
Frannie elini Stu’nun koluna koydu. “Ne hikâye ama.”
“Evet. Ve eminim ülkede benzer bir hikâyesi olan yirmi milyon kişi lir. Kimi Elvis Presley’i gördüğüne inanır, kimi de Hovvard Hughes’u.” “Artık yoktur.”
“Doğru, artık yoktur. Harold bu gecenin yıldızıydı, değil mi?”
“Buna konuyu değiştirmek deniyor sanırım.”
“Haklısın sanırım.”
“Evet,” dedi Fran sonra. “Öyleydi.”
Sesindeki endişe ve kaşlarının arasındaki ince çizgi, Stu’yu gülüm-i. “Bu durum biraz canını sıktı, değil mi?”
“Evet ama söylemeyeceğim. Artık onun tarafmdasın.”
“Haksızlık etme Fran. Benim de canımı sıktı. Büyük toplantı öncele kendi aramızda iki kere toplandık... her ayrıntının üzerinde durup ırlık yaptık... en azından biz öyle düşündük... ve, sonra sahneye Harold iverdi. Şuraya iki tık tık buraya iki tık tık yaptı ve, 'İstediğiniz aslında değil mi?’ dedi. Biz de, ‘Evet, öyle, teşekkürler Harold,’ dedik.” Stu mı iki yana salladı. “Organizasyon Komitesi üyelerini Kalıcı Kurul I olduğu gibi aday göstermeyi biz neden akıl edemedik Fran? Dâhiyane fikirdi. Oysa biz üzerinde tartışmadık bile.”
“Eh. insanların nasıl bir ruh halinde olacağından emin değildik, agail Ana’nın gidişinden sonra sıkkın, hatta acımasız olabileceklerini iünmüştüm. Impening de felaket tellalı gibi konuşuyordu...”
“Bence Harold olanları planlamamıştı. Fırsatı gördü vedeğ( “Onun hakkında ne düşüneceğimi bir türlü bilemiyorum, “Abagail Ana’yı aramaya gittiğimiz akşam onun için gerçekteı tüm. Ralph ve Glen geldiği sırada çok kötü görünüyordu, nereı lacak gibiydi. Ama az önce avluda herkesle birlikte konuşup tet bul ederken kurbağa gibi kabarmıştı. Sanki dışarıdan gülüyor, den, ‘Komitenizin beş para etmediğini gördünüz, alın başınıza ç 1ar,’ diyordu. İnsanın çocukken aklının bir türlü ermediği bulmaı ziyor. Hani şu ayrı ayrıyken birdenbire iç içe geçen çelik halkala
Fran ayaklarını uzatıp baktı. “Harold’dan bahsetmişken, ay bir tuhaflık görüyor musun Stu?’’
Stu dikkatle baktıktan sonra, “Hayır,” dedi. “Ayakkabıları benzemesi ve komik oluşundan başka bir gariplik yok. Ha birde kocaman.”
Fran, ona hafifçe vurdu. “Bunlar ayak sağlığı için idealmiş, dergilerde öyle yazıyor. Ve ayaklarım otuz yedi buçuk numara. 1 yük değiller.”
“Peki neden sordun? Vakit geç oldu hayatım.” Apartmanı doğru yürümeye başladılar.
“Hiç. Harold bütün gece ayaklarıma bakıp durdu. Toplantıı avluda oturup konuşurken.” Kaşlarını hafifçe çatarak başını iki ladı. “Harold Lauder ayaklarımla neden ilgileniyor olabilir ki?”
Larry ve Lucy el ele yürüyerek eve döndüler. Leo bir süre i dine annesiyle kaldığı eve giderek yanlarından ayrılmıştı.
Kapıya doğru yürürlerken Lucy, “Ne toplantıydı ama,” dedi lıma gelmezdi...” Karanlık bir şekil terastaki gölgelerin arasın verince kelimeler boğazına dizildi. Larry içinin bir anda deh; duğunu hissetti. Bu o, diye düşündü çılgınca. Beni almaya geldi göreceğim.
ladine Cross’tu. Yumuşak bir kumaştan, gri mavi bir elbise giymişti. Lçık bıraktığı saçları omuzlarına ve sırtından beline doğru dökülüyordu, .uzguni teller arasında bembeyaz tutamlar vardı.
Lucy, onun yanında ikinci el pazarında alıcı bekleyen bir külüstür İhı kalıyor, diye düşündü Larry kendine engel olamadan ve böyle dü-iindüğü için de nefret ederek. Bu konuşan eski Larry’ydi... eski Larry mi? :ski Âdem de denebilirdi aslında.
“Nadine,” dedi Lucy titrek sesle. Bir elini göğsüne bastırmıştı. “Ödülü patlattın. Sandım ki... şey, ne sandığımı bile bilmiyorum.”
Nadine, Lucy’ye aldırmadı. “Seninle konuşabilir miyim?” diye sordu ,arry'ye.
“Ne? Şimdi mi?” Gözucuyla Lucy’ye baktı ya da baktığını sandı... .ucy’nin o an nasıl göründüğünü daha sonra hiç hatırlayamayacaktı. San-;i bir yıldız önünü kapatıp görünmesini engellemişti. Parlak değil, kapka-a bir yıldız.
“Evet. Şimdi konuşmamız lazım.”
“Sabah olsa...”
“Şimdi Larry. Ya şimdi ya hiç.”
Larry tekrar Lucy’ye baktı ve bu kez onu gördü. Yüzündeki tevekkül re incinmişliği fark etti.
“Hemen gelirim Lucy.”
“Gelmeyeceksin,” dedi Lucy boğuk bir sesle. Gözleri yaşlarla parlamaya başladı. “Geleceğini hiç sanmıyorum.”
“On dakika sonra içerideyim.”
“On dakika, on yıl,” dedi Lucy. “Besbelli seni almaya gelmiş. Tasma da getirdin mi Nadine?”
Nadine için Lucy Swann diye biri o an yoktu. O kapkara iri gözleri Larry’ye dikilmişti. Larry daima bu gözlerin gördüğü en güzel gözler olduğunu düşünecekti. İncindiğinde, başı beladayken veya belki de kederden kafayı yemek üzereyken insanın aklına düşen, derin bakışlı sakin gözlerdi.
“Geleceğim Lucy,” dedi otomatik bir şekilde.
l>arry ve JNadıne gözlen Kenetıenmışçesıne uzun bir süre baktı. İşte böyle olur, diye düşündü Larry. Odanın diğer ucunda bj göze gelip, asla unutmadığında veya kalabalık bir metro duragu köşesinde ikizin olabilecek birini gördüğünde ya da caddede yürj seviştiğin kıza ait olabilecek bir kahkaha duyduğunda...
Ama ağzında çok acı bir tat vardı.
“Hadi köşeye kadar yürüyüp dönelim,” dedi Nadine alçakse kadarını yapabilir misin?”
“İçeri girsem daha iyi. Gelmek için bundan daha kötü birzai çemezdin.”
“Lütfen? Sadece köşeye kadar? İstersen diz çöküp yalvarınr Gördün mü?”
Ve Nadine eteklerini hafifçe kaldırarak, dehşetle bakan La önünde diz çöktü. Kadının çıplak bacaklarını bir anlığına gören La deninin geri kalanının da çıplak olduğundan ilginç bir şekilde emii Bunu neden düşünmüştü? Bilmiyordu. Nadine’in gözleri yüz ayrılmıyor, başının dönmesine sebep oluyordu ve onu dizleri üzerim menin verdiği mide bulandırıcı güç hissi, başının hizasının tamda.
“Ayağa kalk!” dedi sertçe. Onu ellerinden tutarak kaldırdı sırada havalanan eteğinin altındaki çıplak bacaklarına bakmamaya^ Krem rengi teni, beyazın ölümün değil, sağlık ve hayat dolu bir can göstergesi olan tonuydu.
“Hadi,” dedi iyice huzursuz olarak.
Batıya, negatif varlıklar olan ve üçgen şekilleriyle yağmurdan >eliren yıldızları perdeleyen dağların bulunduğu yöne doğru yürü laşladılar. Gece vakti dağlara doğru yürümek onu nedense hep huz der, aynı zamanda içinde bir macera hissi uyandırırdı ve şimdi, yaı îadine varken ve eli dirseğini hafifçe kavnyorken bu duygular ik oğunlaşmıştı. Rüyaları hep çok canlı olmuştu ve üç dört gün ayasında bu dağları görmüştü. Rüyasında dağlarda parlak yeşil t
iğrenç yaratıklar vardı. Kafaları orantı.sız bir şekilde kocamandı. Kısa parmaklı elleri çok kuvvetliydi. Kolayca boğazlayabilecek eller. Dağlardaki geçitlerde nöbet tutan kıt zekâlı devler. Onun zamanının. Kara Adam’ın zamanının gelmesini bekliyorlardı.
Yumuşak bir esinti önündeki kâğıtları uçurarak yanaklarını yaladı. Birkaç alışveriş arabasının otoparkla ölü bekçiler gibi durduğu King Sooper’ın önünden geçerlerken Larry'nin aklına Lincoln Tüneli geldi. Bu yeni dünya üzerinde pek çok ölü olabilirdi ama bu, koca kafalı devlerin de ölü olduğu anlamına gelmezdi.
“Çok zor,” dedi Nadine. Sesi hâlâ alçaktı. “Lucy durumu zorlaştırdı, çünkü haklı. Seni istiyorum. Ve korkarım çok geç kaldım. Burada kalmak istiyorum.”
“Nadine...”
“Hayır!” dedi hışımla. “Bırak bitireyim. Burada kalmak istiyorum, bunu anlayamıyor musun? Ve birlikte olursak bunu başarabilirim. Sen, benim son şansımsm,” dedi sesi çatallanarak. “Joe gitti.”
“Hayır, gitmedi,” dedi Larry kendini aptal ve şaşkın hissederek. “Gelirken onu senin evine bıraktık. Orada değil mi yoksa?”
“Hayır. Onun yatağında Leo Rocktvay adında bir çocuk uyuyor.” “Sen ne..."
“Dinle,” dedi Nadine. “Beni dinle, dinleyemiyor musun? Joe, benimle olduğu sürece iyiydim. Ben... yeterince güçlü olabiliyordum. Ama artık bana ihtiy'acı yok. Ve birinin bana ihtiyaç duymasına ihtiyacım var.”
“Ama sana ihtiyacı var!”
“Elbette var,” dedi Nadine ve Larry’nin içi yine korkuyla doldu. Nadine artık Leo’dan bahsetmiyordu; Larry kimden bahsettiğini bilmiyordu. “Bana ihtiyacı var. Beni korkutan da bu. Sana bu yüzden geldim.” Ona bir adım yaklaştı ve çenesini kaldırıp baktı. Larry, kadının temiz kokusunu alabiliyor ve onu istiyordu. Ama bir parçası Lucy’ye dönüktü. Boulder’da yaşayıp bir düzen kurmak için Lucy’ye ihtiyaç duyan parçasıydı bu. Eğer bundan vazgeçip Nadine’i seçerse Boulder’dan hemen o gece ayrılsalar daha iyi olurdu. Artık burada geleceği olmazdı. Eski Larry galip çıkardı.
“Eve gitmem gerek,” dedi. “Üzgünüm. Başının çaresine bakmalısın Nadine.”çaresine bakmalısın. Hayatı boyunca bir şekilde yaşamına
“Seviş benimle,” diyerek kollarını Larry’nin boynuna doladı}^ Bedenini onunkine dayadı, sıcaklığı ve diriliği Larry’nin haklı oid gösteriyordu; elbisenin altında çırılçıplaktı. Tamamen çıplak, diyeıjj ve bu düşünce onu gözlerini karartırcasına heyecanlandırdı.
“Sorun değil, seni hissedebiliyorum,” dedi Nadine ve \iicu(iıı natmaya başladı. Sağa sola, yukarı aşağı hareket ederek ona sürtünc “Benimle seviş ve her şey sona ersin. O zaman güvende olurum. Gii Güvende olurum.”
Larry uzandı ve üç çabuk hareket ve bir itişle tıpkı onun istedi sıcaklığının içinde olabilecekken daha sonra nasıl yaptığına akı remediği bir irade gücüyle Nadine’in ellerini boynundan çözerek neredeyse yere düşürecek bir şiddetle itti. Nadine’in boğazından al^ inilti yükseldi.
“Larry bilseydin...”
“Eh, bilmiyorum. Neden bana... tecavüz edeceğine anlatmıyoı
“Tecavüz mü?” dedi Nadine tiz bir kahkaha atarak. “Çokk Gerçekten komik! Ben! Sana tecavüz ediyorum, ha? Ah, Larry!”
“Benden istediğin her şeyi alabilirdin. Geçen hafta ya da ond çeki hafta istediğini elde edebilirdin. Ondan önce ise ben sana su Almanı istedim.’’
“Çok erkendi,” diye fısıldadı Nadine.
“Şimdi de çok geç,” dedi Larry sesindeki gaddar tondan nefn rek, ama kendine engel olamayarak. Ona duyduğu istekle hâlâ titri sesini nasıl kontrol edebilirdi ki? “Ne yapacaksın, hı?’’
“Pekâlâ. Hoşça kal Larry.”
Arkasını dönüyordu. O an ona sonsuza dek arkasını döne Nadine’den fazlasıydı. Aynı zamanda ağız temizliği uzmanıyd Angeles’ta birlikte yaşadığı Yvonne’du, Larry’nin tepesini attırmış ortadan kaybolarak onu tek başına bırakıvermişti. Rita Blakemoor’ı
En kötüsü, annesiydi.
“Nadine?”
Mahşer
Geri dönmedi. Sokaktaki diğer siyah şekillerden sadece karşıdan karşıya geçerken ayırt edilebildi. Sonra dağların kapkara silueti önünde tamamen gözden kayboldu. Larry, ona bir kez daha seslendi, ama cevap alamadı. Onu bırakıp karanlığa karışmasında dehşet verici bir şey vardı.
Ellerini yumruk yapmış halde, akşam serinliğine rağmen kaşlarının üstünde ter gano excel kahve kullananlar damlacıklarıyla King Sooper’ın önünde dikildi. Hayaletleri artık Olumlaydı ve iyi biri olmaya çalışmanın sonuçlarını artık görebiliyordu; Kendi niyetlerinden hiçbir zaman tam anlamıyla emin olamamak, ağızdaki kekremsi şüphe tadından asla kurtulamamak ve...
Başı aniden kalktı. Gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi irileşti. Rüzgârın şiddeti artmış, boş bir eşikten geçerek ıslık sesi çıkarmaya başlamıştı ve Larry ötede bir yerde yola çarpan topukların sesini duyar gibi oldu. Bu soğuk sabah rüzgârının yamaçlardan oraya taşıdığı yıpranmış topukların tıkırtısı.
Kirli topuklar Batı Mezarlığı’na doğru ilerliyordu.
Larry’nin içeri girdiğini duyan Lucy’nin kalp atışları hızlanıverdi. Sakinleşmeye çalışarak kendi kendine muhtemelen eşyalarını almak için gelmiş olduğunu söyledi, ama kalbi onu dinlemiyordu. Beni seçti. Bu düşünce kalbinin çırpınışlarıyla birlikte beynine saplanmıştı. Beni seçti...
Kontrol edemediği heyecanına ve umuduna rağmen yatakta sırtüstü yatmaya ve tavana bakmaya devam etti. O ve arkadaşı Joline gibi kadınların tek kusurunun sevgi ihtiyacı olduğunu dile getirirken doğruyu söylüyordu. Ama daima sadık olmuştu. Aldatacak türde biri değildi. Kocasını hiç aldatmamıştı, Larry’yi de öyle. Onlarla tanışmasından önceki yıllarda rahibe hayatı yaşadığı söylenemezdi, ama o günler geçmişte kalmıştı. Geri dönüp yapılanları değiştirmek mümkün değildi. Tanrıların böyle bir gücü olabilirdi, ama insanların yoktu. Ve muhtemelen böyle olması daha iyiydi. Öyle bir güçleri olsa insanlar yeniyetmelik yıllarını tekrar yazmak için uğraşa uğraşa ihtiyarlayıp ölürdü.
Geçmişe müdahale edilemeyeceğini kavramak, affetmeye giden yolu açardı.bolu satılık daire sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder