replika telefonlar ve modern islam
evet sizlerre bugünde ben ve replika telefonlar yazılarımızı yazarken cok çalıstık ve replika telefonlar diyorki Modern dünyada “din ve bilim" ilişkisi deyimi, ilk anda evrensel olgular olarak din ile bilim arasında çatışma veya en azından gerilimi çağrıştırır. Oysa modern çağa özgü “din ile bilim” arasındaki mücadelenin temelinde tarihsel olarak “Hıristiyan teoloji ile bilim" arasındaki çatışma yatıyordu. XIX. asırda devlet gibi Batılı kavramların Çince, Japonca, Korece, Arapça gibi dillere tercüme edilemezliğinin (Hvvang 2000) gösterdiği gibi, kilise ve devlet, teoloji ve bilim kadar bunların ürettiği problemler de Batı’ya özgüydü. Ancak Batı tarihinde Hıristiyanlığın yozlaşmasının doğurduğu problemler, eşzamanlı olarak sekülerleşme ve sömürgeciliğinMardin 1996; 369. Londra’da bulunduğu 1867 yılında, Ziya Bey’in tavsiyesine uyan Namık Kemal, A.Fanton'dan aldığı dersler sayesinde Hobbes, Locke, Rousseau, Montesquieu gibi düşünürleri tanımıştı (Mardin 1974: 22,67). Niyazi Herkes (1985; ı8o)’e göre Kemal, Locke ve Rousseau’nun düşüncelerini ikinci elden, fakat açıklıkla öğrenmişti.
576 BEDRİ GENCER
zirveye çıktığı XIX. asırda akültürasyon yoluyla bütün din ve toplulukla^j^ mal edilmişti. Örneğin Batı Avrupa’da laiklik ilkesinin doğuşuna yol Kilise ve Devlet çatışması, zamanla “din ve devletin’’ ayrılması olara|. dünyaya aktarılmıştı.
Yıldızları gözlemlemek için ilk kez teleskop kullanan İtalyan astronot^ ve fizikçi Galileo Galilei (1564—1642) güneşin evrenin merkezini oluştur, duğunu savunan Kopernik'in teorisini açıkça desteldediği için Kilise’nin gazabına uğramıştı. “Hıristiyanlık/bilim” çatışmasının kıvılcımını çakan bu olaydan sonra Cizvitler, Katolildik ile bilim arasında köprü kurarak gerilimi bir ölçüde yumuşattılar. Ancak Batılı sekülerleşmenin zirveye çıktığı XIX. asırda Charles R. Darsvin’in On the Origin of Spedes (Yüût-rin Kökeni Üzerine) (1859) adlı kitabını yayınlamasıyla Hıristiyan-lık/bilim çatışması zirveye çıktı. Bu yüzyılın özellikle ikinci yarısında kızışan Protestanlar ile Katolikler arasındaki din/medeniyet ilişkisine dair tartışma, Darvvin’den etkilenen John William Draper’in 1874’te yayınladığı History of the Confh'ct between Religion and Sdence [Din ile Bilim Arasındaki Çatışmanın Tarihî) adlı kitabıyla resmen "din/bilira” mücadelesine dönüştü (Ferngren 2002: 14-15). Bunu, Osmanlı’da Ahmed Midhat, sonunda kendi reddiyesi İslam ve 'Ulûm ile birlikte M'-zâ'-ı 'Ilm ve Dîn adıyla Türkçeye çevirdi (Ülken 1979: m).
Yeni Avrupa’nın sağını ve solunu temsil eden dinî gruplar arasındaki mücadele, doğal olarak bu alana da yansıdı. Artık sekülerleşen Avrupa’nın solunu temsil eden Katolikler din, sağını temsil eden Protestan, Cizvit ve Yahudiler ise bilim tarafında yer aldı. Özellikle Voltaire’i izleyen Ernest Renan (1823—1892) ve Hippolyte Taine (1828—i983)’in başını çektiği pozitivizmin uç türü bilimcilik ile bilim, adeta seküler bir din haline getirilmişti. XIX. asırda bu bilimcilik hücumuna karşı dinin savunması, Katolik apolojetiğin temel maddelerinden biri haline geldi. Apolojetik tavır, genelde olduğu gibi uzlaşma ve retçilik olarak iki yönde kendini gösterdi. Bilimcilikle uzlaşmaya giden Katolik düşünürlerin bir kısmı, esas aldıkları bilime dinin uygunluğunu gösterme yaklaşımını benimseyerek kutsal metinlerde en son bilimsel olgular ya da yasaların ipuçlarını bulmaya girişmişti. Başkaldıran rahip Lamennais’in^'^ sçüğı çığırda, tıpta
Felicite Robert de Lamennais (1782—1854), Fransa’da Hıristiyan sosyalizmin kurucusu ve Katolik modernizmin öncüsü kabul edilen seçkin rahip ve filozof. 1817 ile 1823 yılları arasında yayınladığı dört
replika telefonlar Hıristiyan ruhçuluğunu yeniden keşfeden )ean-Paul Tessier (ı8ıo-]862) ve Felix FredauİL gibi Katolik doktorlardan oluşan bir kesim ise bir taraftan bilimin dine uygunluğunu gösterirken, diğer taraftan şüpheciliği bilime yönelterek bilimsel dogmatizmi sorgulamaya açtılar.
Kültürel temas sonucu Batıdaki bu gelişmeler, İslam dünyasına da yansımakta gecikmedi. Hıristiyanlık ile bilim arasındaki tarihî mücadele, Dar\vin’in evrim teorisinde olduğu gibi, sadece Kiliseye değil, sonunda bütün dinlerin geçerliğine meydan okuma noktasına gelmişti, Namık Kemal gibi bir Müslüman aydın, hakikat adına Galileo’nun davasını gönülden destekleyebilirdi, ancak evrim teorisi için aymı desteği göstermesi imkânsızdı.^'^ Kilise dogmalarına karşı hakikat arayışı sonunda Batılı bilgin, Science adı verilen farklı bir paradigmaya sahip bir bilgi türüne ulaşmıştı. Joseph Needham, çalışmalarında geleneksel Çin bilimiyle modem Batılı bilimin dayandığı paradigmalar arasındaki derin farkı göstermişti. Bu farklılık, günümüz Türkçesinde bilim denen sciencdm, Arapça, OsmanlIca ve muhtemelen diğer Doğu dillerine aktarılmasındaki zorluktan anlaşılabilirdi.
replika telefonlar Hatta bizzat Science terimi, İngilizce, Fransızca ve Almanca gibi çeşitli Batı dillerinde bile farklı tazammunlara sahiptir. Örneğin Fransızca moral Science (ahlak bilimi) deyimi, İngilizce ve Almancaya yabanadır. Ortaçağ İslam epistemolojisi hakkındaki klasik etüdünde Rosenthal {1970), İslam geleneğindeki ilim (el-'ılm) kavramının Batı dillerinde en yakın karşılığı
Religion adlı eser ile Hıristiyan apolojetikte çığır açtı. Lamennais, Batı’da yakınçağlarda başlayan dünyagörüşündeki dönüşüm sonucu belli başlı üç kesimde görülen din hakkındaki kayıtsızlığı eleştirdi: Voltaire gibi dini, yalnızca kitlelere gerekli bir siyasi kurum olarak görenler, tüm insanlar için dinin zorunluluğunu kabul etmekle birlikte vahyi inkâr eden, tabiî dini savunan deistler, üçüncüsü, vahyedilmiş dinin zomnIuluğunu kabul ettikleri halde, belli bazı temel maddeler dışında dinin tüm öğretilerini reddeden modernistler. Hıristiyan dininin temellerine saldıran, modern bilimci dünyagörüşünün temelini oluşturan Kartezyen rasyonalizme yönelik radikal bir eleştiri getiren Lamennais, buna karşı, bireysel akıl yerine, sağduyunun şehadetinin otoritesini savunan bir ikân [certitude) görüşü geliştirdi. Namık Kemal de hukuk metodolojisine dair bir kitap eleştirisinde “meşhur Latnennais’nin bir ibaresinden alınmış olan bu ifade" diyerek ona atıf yapar (Tansel 1967: IV/644). ^^“Kurûn-i vüstâds ihyâ-yı medeniyetçe pişvâ-yı akvam olan İtalyanlar heyet-i cedideyi teyid ve ispat ile uğraştığı için Galileo'yi idam etmediler ise idama yakın işkencelere uğrattılar. Kurûn-i ahirede hürriyet-i efkâra mehd-i zuhur addolunan Fransızlar, fean-jacques Rousseau'nun kendi tarafından tab’ ettirilmeyen Emile unvanlı kitabını yaktırdıktan başka kendisini de ahz ü tevkif etmek istediler" (Namık Kemal 1326: 30).replika telefonlar sundu..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder